Akraba ile Muhabbet

Sırat köprüsünden geçerken neler hisseceğimizi bilemiyorum ama dünyada -tabirimi mazur görün- sıratın bir misali var mı denilseydi; akrabaların birbirleriyle olan ilişkileri derdim. Evlilikten önce de sonra da az veya çok hepimiz akrabalarla sınanıyoruz. Onlar da bizimle sınanıyorlar. Hayata her birimiz kendi penceremizden baktığımızdan ötürü; iyi kötü ne olursa olsun küçücük bir empati kırıntısı bile duysak kan çekiyor; yumuşuyor gönüller. Bayramlarda yine bir araya gelip kahkahalarla dolu yemekler yiyoruz. Sonra yine dönüyoruz başa. Kırgınlığımızı ifade etmek niyetiyle başlayan o ilk tespit cümlesiyle başlayan bir bina inşa olmaya başlıyor. Sonra tespitin yerini şikayet, onun yerini hakaret alıyor... Sıla dedi, rahim dedi. Birbirinizi çekiştirmeyin dedi. Daraldığınız zaman zikredin, Bana gelin dedi. Yine de bir kere tadına varınca vazgeçemiyoruz. Niye bunu bu kadar aşikar anlatıyorum peki? Çünkü en can yakıcı gıybet akrabanınki gibi geliyor bana. Dünyada bile şahit olmak, içinde bulunmak bana çok ağır geliyor. İnsan diyorum, beklentisini niçin bir başkasına aktarır da asıl beklediği kişiye söylemez. Yoksa kalbimiz buna mı alışık? Yoksa münker-nekirden başka kimse kendi günahımızı sormayacak mı bize? Kendimize dönüp bakacağımız gün; kabrin ilk gecesi mi? Ölenlere sorsak şimdi; ey filan sen ahirete gidip orayı görmüş biri olarak ne yapmamızı isterdin?





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden Bu Kadar Kötümsersiniz?

Zihnim ve Evlatlarım

Başlıksız Yazılar